Şehirdeki Yaban Hayat

Gezgin olmak, gezmek demek illa dağ, bayır, orman, tepe, bilinmeyen gizli bahçelerden paylaşım demek değil elbet. Şehrin içinde de insan bazen yabanıl hayat ile karşılaşabiliyor. Keşif sayılır mı? Belki değil. Ama şehrin göbeğinde bir ayı ile karşılaşmak ilginç kılabiliyor o anı bazen.

İstanbul Ataşehir'de bir benzincideyim işte tam o anda.

Yaban (!) son model, oldukça pahalı bir araçla geliyor benzinliğe. Gecenin sessizliğini bozan ani bir fren sesi ve ardından açılan kapıdan dışarıya dökülen bol çıstaklı müzik sesiyle ortama giriyor yaban.

"Şu arabanın götüne başına bir bakın, yola çıkacağım" diyerek anahtarı görevliye bıraktıktan sonra, benim gibi o da içeriye market bölümüne geçiyor. Oraların sahibiymişcesine yüksek sesle yaptığı alışverişinin ortasında içeriye reklamlardaki diş doktorlarını andıran tipi ve tarzıyla bir başka müşteri giriyor ve kibar, olabildiğince alçak bir sesle bu kişiye yönelerek;

-"arkadaşım o aracın (burada marka veriyor) sahibi siz misiniz?
-"benim, nolmuş?"
-"arkadaşım nasıl geçtin öyle yanımdan?"
-"niye ki?"
-"niyesi var mı? biraz daha dikkatli olsan?"
-"Allah Allah, dikkatli ol diyosan alkollü çıkmıycan trafiğe"
-"nasıl yani? ben mi alkollüyüm?"
-"tabii.., ben değil heralde. napcan yani?"
-"arkadaşım yanımda eşim de var, tırstık valla"
-"tırstınsa sokağa çıkmıcan. oturcan evinde." etrafa bakarak; "Allah Allah yaa, hep de beni buluyo böyle manyaklar!"

ve bir sonuç alamayacağını, diyalog kuramayacağını anlayan mağdur kişi, kasaya yönelip alışverişini tamamlayarak çıkıyor dışarıya. muhtemelen tüm gecesi mahvolmuş, tansiyonu yükselmiş bir şekilde saatlerce daha maruz kaldığı bu durumu düşünerek, söylenerek, daha da sinirlenerek.

Gezginseniz, uzaklar kadar yakınlarda da gözünüz, kulağınız olmalı, Olduruyor da zaten şehrin yaşantısı.



Hiç yorum yok: