KAÇ KAÇ BİTMİYORSUNUZ !

ne zaman insana ihtiyacın olsa ya da ne zaman işler yolunda gitse, biryerlerden Allah'ın insanlara diğer bakış açısını da öğretsin diye yarattığı ancak insan olmadığı halde insan bedenine bürünmüş bir takım yaratılmışlardan ne kadar hızlı koşsan da ne kadar mekan değiştirsen de bir türlü kaçamıyor, kurtulamıyorsun. Unutmak istiyorsun, kafana takmaktan bıktığın için hatırlam...amak istiyorsun ama olmuyor. O insan bedenine gizlenmiş "köpekler" biryerlerden çıkarıveriyorlar şeytanın bile görmekten bıktığı suratlarını. sen ne kadar ardında bırakmış olsan da bir başka arkadaşının yanında, önünde, arkasında soluk bulmaya, fırsatları değerlendirmeye devam ediyor bu "köpekler" ve sen bir şey yapamıyorsun. Bırakıp giden sen olduğun, kurtulmaya çalışan sen olduğun halde; adın hep "kaçan" oluyor. aslında "kurtulan" olduğunu anlamak istemiyor diğerleri. Çünkü farkında değiller senin yaşadıklarını önünde sonunda yaşayacaklarını ve o "köpeklerin" dişlerini onlara da göstereceklerini. gülüyorlar fotoğraflarında, gülümsüyorlar yanlarındakini büründükleri insan sıfatıyla tanıyor olmanın gafletiyle.
"köpek" sizi kovalarsa yapılacak en güzel şey yere çömelmektir derler. "köpek" ile aynı boy izasına gelirseniz size bir şey yapmaz çünkü. Ancak "köpek" üzerinize gelirken ayakta durmaya devam eder, karşısında dikilirseniz, "köpek" sizi tehdit görür. yere indirmek için üzerinize atlar.
Benim de üzerime atlamak için hamle yapan, yere indirmek için bana doğru koşan "köpekler" oldu elbet. hem özelimde hem de iş yaşantımda. özelimdekilerin benden çıkarları küçük olduğu için ödün vermekten çekinmedim, bugün bana yarın sana diyerek. çünkü beklentilerimizin sınırları, benden alacakları ya da verecekleri belli idi. ancak iş yaşamında birarada olmak zorunda olduğum "köpekler" var ki; onların karşısında dik durmaya çalıştıkça çoğalarak, sürüler oluşturarak geldiler beni yıkabilmek için. bu "it sürüsünün" karşısında duramadım. gücüm yetmedi. terkettim, ayrıldım soluk aldığım ortamdan, ardımdan bakanların tabiriyle; KAÇTIM. ama uzaklaşmak modern iletişim çağının başa bela ortamında o denli yeterli olup başarılı kılmıyor unutmayı. halen daha o "köpeklerin" yüzünü bir başka mecralarda, bazen bir arkadaşımın paylaşımında, bazen daha farklı yerlerde anılırken ya da bir fotoğrafta pis suratlarıyla sırıtırken görüyor ve hatırlamaya, hatırladıkça da yaşadıklarımı, bana yaşattıklarını taze tutmaya devam ediyorum. unutamıyor ve hazmedemiyorum bir türlü. ben böyle söyledikçe ve bu tutumda olduğum anlarda da ailem, eşim, kardeşim, agresif olduğumu, böyle giderse kimsenin selam vermeyeceğini bana söyleyerek kulağımı çekiyorlar. bir süre onları dinliyor, hak veriyorum. bir süre neşeli, mutlu, dünya ipinde olmayan Atakan olmaya gayret gösteriyorum. ancak beceremiyorum. hayatımdan geçen, geçerken dişlerini etime saplayan, beni yaralayan ama bu davranışı "köpekliğin şanından" olduğu için kendinden ödün vermeden hayatına devam edenlerin bazen bu sayfalardan gülümseyen yüzlerini gördüğümde nefretim herdem taze kalmaya, yaralarım yeniden kanamaya devam ediyor. yaralarımdan o "iş hayatının kuduz köpeklerinin" salyaları damlıyor hala. böyle sürdüğü müddetçe de biliyorum ki hiç bir şekilde kapanmayacak ve acımaya devam edecek ısırdıkları yerler. bana onları hatırlatarak içimdeki sızıyı farkında olmadan devamlı kılan arkadaşlarım, inanın sonunda aç kaldıklarında ısırılma sırası sizlere gelecek. sizin etinizden et koparıldığın görmek istemiyorum. siz "can"sınız, siz "dost", "kardeşsiniz" ama yanınızdaki "köpeklerle" birarada olmaktan dolayı duyduğunuz mutluluk, onların boyuna indiğiniz, karşısında çömeldiğiniz sürece devam edecektir. Umarım birgün benim gibi ayakta durmayı akıl ettiğiniz ya da ayakta durma ihtiyacı hissettiğinizde bu "köpekler" sizin de üzerinize atılarak dişlerini geçirme fırsatını bulamazlar. ben halen kanıyorum çünkü. her ne kadar ayaktayım desem de her ne kadar unuttum desem de öyle olmuyor. yaralandım bir kere. ve etimden ruhuma geçen bu yaralar beni yavaşlatıyor. unutamamak beni kahrediyor. unutamamaktan öte, "köpeğe; köpeksin" diyememek içimi kemiriyor sürekli. unutmak için görmemek bazen yeterli oluyor. ama görmemek için sizleri de ardımda bırakmak istemiyorum. tek dileğim, doğru kim, yanlış kim sizin biran önce görmeniz ve hayatınızdaki "köpeklerle" kanınızı emen "sülüklerle" biran önce yüzleşebilmeniz ve vedalaşabilmenizdir. sevgilerimle, Atakan Atasoy