öyle bir şehirdesin ki

bir şehirdesin ki; kapını kilitleyip anahtarı cebine koyduktan sonra attığın adımlarla uzaklaşamıyorsun evinden. Aslında hergün çıktığın sokak, gittiğin yollar aynı. aynı pazardan alıyorsun sebzeni, aynı mağazaya uğruyorsun yeni birşeyler gelmiş mi diye. denizin aynı kıyısında, yine aynı çaybahçesinde ve hem de yine o tek ayağı kısa masada oturuyorsun arkadaşlarınla. sohbet aynı sohbet. Çünkü dün de aynı yerde aynı şeyleri görmüş aynı insanlarla konuşmuşluğun var. Arabana biniyorsun tekrar, farklı birşeye rastlar mıyım diye. Beyninin ezberlediği yola bakmıyorsun bile. Zaten yollarda yönünü değiştirecek tabelalar da yok. Var olanlarda da büyük harflerle yazıyor "ŞEHİR MERKEZİ" diye. Şehrin Merkezinde, döner kavşakta, direksiyonunu kırıp dönmeye devam ediyor ruhun sen trafikte ilerlerken. Bir şehirdesin ki; bilmiyorsun ne denli küçük olduğunu, çünkü seni de içinde küçültüp duruyor acımadan. Sen küçüldükçe büyük geliyor gözüne şehir. Günler değil, yıllar akıp gidiyor döner kavşağın etrafında. İşte o takıldığın "atlı karınca" aslında dönen. Sen içine çekilmiş, onun hareketini takip ediyorsun oturduğun yerden. Hiç bir yere gitmeden. Ya birilerinin seni indirmesidir beklenen, ya da senin inmeyi istemen. İnmiyorsan mutlusun. İnmiyorsan mutsuzsun. Sensin her ikisi de. Mutsuzluğu da mutluluğu da seçen. Hangisi olmak istiyorsan ya da hangisi oldu isen. Bir şehirdesin ki; bilmiyorsun...
 
 

Hiç yorum yok: