İZNİK - NICEA

İZNİK (NICEA)
Yazı ve Fotoğraflar : Atakan ATASOY
Tarihi değerlerini, doğal güzelliklerini bir iki sayfaya sığdıramayacak kadar güzel ve bir o kadar önemli bir şehir İznik. Sırtını zeytin bahçeleriyle kaplı ovası ve dağlarına yaslamış, yüzünü akşamları güneşi en güzel renkleriyle uğurlamak üzere İznik Gölü’ne dönmüş sakin, huzurlu, güleryüzlü bir kent.
Yerli gezginlerin henüz rotasına yeterince katmadığı İznik, yaz aylarıyla birlikte yurt dışından gelen yüzlerce ziyaretçisiyle tam bir turizm merkezi. Göl boyunca uzanan ve çoğu bölümde araç trafiğine kapalı Arnavut kaldırımlı sahil şeridinde neredeyse günün tüm saatlerinde ayrı bir huzuru yaşamak, farklı güzellikleri tatmak mümkün. Özellikle gün batımlarında kıyıdaki çay bahçelerinde içilen çayların tadı bir başka. Yürümekten ve yürürken keşfetmekten hoşlanıyor iseniz uğrayacağınız her sokakta karşınıza ilginizi çekecek küçük çini atölyeleri, turistik eşya satan dükkanlar mutlaka çıkacaktır. Eğer bu atölyelerden birine uğrayacak olursanız mutlaka sizinle sohbet edecek, çalışırken sizi izlemesine izin verecek birilerini bulmanız zor olmayacaktır.
Nereden başlamalı, nasıl gezmeli diye soracak olursanız eğer size tavsiyem 1388 yılında Sultan I. Murat’ın annesi tarafından Nilüfer Hatun’un anısına inşa edilmiş olan İznik müzesi olacaktır. O zamanlar İmaret olarak kullanılan yapı, yoksullar için her gün yemek dağıtan bir hayır kurumu iken, 1960 yılında müze olarak hizmete açılmış. 14. yy Osmanlı mimarisinin en güzel örneklerinden biri olan İznik müzesinde Prehistorik dönemden Osmanlı dönemine kadar ki döneme ait eserler sergileniyor. Kent merkezinde bir diğer önemli ziyaret yeri olan Ayasofya müzesi ise 4. yy’da kilise olarak inşa edilmiş. 11 yy’dan sonra onarım gören yapı 1331 yılında Orhan Gazi tarafından camiye çevrilmiş. Hristiyanlarca önem taşıyan yapıda, Bizans dönemine ait freskler ve tabanda mozaikler bulunuyor. Adını inşa edildiği dönemden alan Roma Tiyatrosunda ise kazılar hala devam ediyor denmesine rağmen ziyaretlerimde bunu ispatlar görüntülere rastlamadım desem yanlış olmaz sanırım. Benzerleri gibi oldukça geniş bir alanı kaplayan tiyatronun ayrı bir havası var. Özellikle modelli fotoğraf çekimi yapmak için mekan arka planda son derece
güzel görüntüler sunuyor. Mekanlar arası geçişler zamanda yolculuk ediyormuşsunuz ya da aniden farklı bir mekana ışınlanmışsınız hissi uyandırıyor. Antik tiyatrodan ayrıldığınızda birden farklı bir mahallenin sokaklarında yürüyor buluyorsunuz kendinizi. Sonra birden bire yine göl kıyısında yürüyor ve rüzgarda dans eden akasyaların, söğütlerin dallarını izlediğiniz fark ediyorsunuz. Farklı yaşamların hayat bulduğu dar sokaklar arasında bir bakmışsınız cam kenarında elindeki çini tablet üzerine renklerden desenler konduran bir ele odaklanmış kalmışsınız. Bazen de iki ev arasındaki boşluk dikkatinizi çekiyor ve bu kez antik bir kazı alanının başındasınız, tarihinizi izliyorsunuz bir el dokunuşu uzaklıktan. İznik böyle sürprizlerle dolu bir kent. Dile kolay, dört imparatorluğa başkentlik yapmış nadir yerleşimlerden biri olan İznik. Bitinya, Bizans, Selçuklu, Osmanlı imparatorluklarına başkentlik yapmış. “İznik'te M.Ö 2500 yıllarından itibaren uygarlıkların varolduğu biliniyor. M.Ö 316'da Makadeona İmparatoru İskender'in komutanı Antigonos tarafından yenilenen ve Antigoneia adını alan kent; Antigonos'un Lysimakhos'a yenilmesinden sonra muzaffer komutanın eşi Nikaia'nın adını almıştır. M.Ö 293'te Bitinya krallığına katılmış, bu dönemde önemli mimari eserlerle donatılmış ve bir süre de krallığın başkenti olmuş. Daha sonra önemli bir Roma yerleşim birimi olarak varlığını sürdürmüş. İznik, 325 yılında Hristiyanlık açısından çok önemli bir olay olan I. Konsül toplantısına ev sahipliği yapmış. Bu toplantıda Hz. İsa'nın tanrıdan dünyaya gelmediği tezine karşılık, tanrının oğlu olduğu görüşü baskın çıkmış, hristiyanlık ile ilgili yortu günleri ve 20 maddelik Nikeia Kanunları kabul edilmiştir. 787'de toplanan VII. Konsül de İznik'te gerçekleşmiş ve bu konsülde resim ve heykel üzerindeki yasakları kaldırmış.Bizans ve Selçuk'a da başkentlik yaptıktan sonra 1331'de Orhan Gazi tarafından Osmanlı topraklarına katılmış; sanat, ticaret ve kültür merkezi haline gelmiştir.”
Her ne kadar 14,15 ve 16. yy’larda adını İznik Çinisi adıyla da duyurmuş olmasına ve Bursa yöresine has simgelerden biri olan Zeytin ile de bütünleşmesine rağmen aslında önemli bir meyve tarımcılığının sürdürüldüğü yer İznik. Tarihinden ve doğasından ayrılmayı göze alabilirseniz meyve bahçelerine doğru çevirin rotanızı. Alçak boylu şeftali ve elma ağaçlarının, kiraz bahçelerinin, müşküle üzümü adıyla ün salmış bağlarının arasında, o mis kokularda ayrı bir güzelliğe şahit olacağınızdan emin olabilirsiniz. Hele ki hasat zamanı ise ve bahçe sahibi de orada ise kendi ellerinizle toplamanıza izin verecektir yanınızda götürmek istediğiniz meyvelerden.

Eğer hareket insanıyım ben diyorsanız ve sınırlarınızı biraz yukarıda tutmayı seviyorsanız İznik tepelerinden göle uzanan rotayı yamaç paraşütü ile izleme şansınız her zaman var. Öyle ki bu yöre özellikle bu spora gönül verenlerin çoğunlukla uğradıkları yerlerden biri. Alternatif olarak çoğunlukla dingin olan gölde kano ile gezinmek de size cazip gelebilir. Göl kenarındaki piknik alanlarında mangal keyfi yapabilir, güneşlenebilir, gölün sularında serinleyebilirsiniz pekala. Göl kenarında mangal mı olurmuş diyorsanız eğer elbette alabalığın, tatlı su kerevitinin tadına bakabileceğiniz mekanlar da mevcut. Gölde tatlı su kereviti, sazan, yayın, alabalık, kızılkanat, gümüş gibi balık çeşidi bulunuyor. Ancak kerevit ve gümüş balığının tamamı ihraç edilmekte. Çocukluğumuzda bundan yaklaşık 30 yıl kadar önce gümüş balığı yoktu gölde ve ilik balığı denen ve yörede fazlaca tüketilen hamsi benzeri bir balık türü vardı. Daha sonraki yıllarda yurt dışından yetiştirilebilir alan olarak seçilen ve göle bırakılan gümüş balıkları ilik balığının soyunu tüketti maalesef. Korkum bir gün acaba burada yaşar mı diye etçil piranaları salıp gitmeleri :)

Kısa başlıklarla İznik’e neden gitmeliyim diyenler için hatırlatmak gerekirse; 

VII. Konsil'in toplandığı Ayasofya Kilisesini görmek, İznik çinilerinin yapıldığı atölyeleri gezmek ve satın almak, tatlı su ürünlerinin tadına bakmak, göl kenarında gün batımına karşı semaverde çay içmek, sıcak yaz günlerinde gölün sularında yüzüp eğlenmek, yüzyılların tarih ve kültür özetini İznik müzelerinde izlemek, İznik kalesine çıkıp “vay be ne manzara” diyebilmek, bahçelerden meyve satın almak, meşhur köftecisinde ızgara köfte yemek, fotoğrafçı iseniz kocaman bir platoda elde makine çekim yaparak gezmek, çevre köylerde keşfe çıkmak, yaşadığını fark etmek, fark ettiğinin tadına varmak diyelim. Gerisi size kalmış…

İZNİK FOTOĞRAF ALBÜMÜ İÇİN TIKLAYINIZ

Hiç yorum yok: