GÖKGÖL MAĞARASI

Türkiye’nin gezilebilen en büyük alana sahip damlataş mağarası - GÖKGÖL
Yazı: Atakan Atasoy

Zonguldak-Ankara karayolunun üçüncü kilometresinde yeralan ve İstanbul’dan hareketle aracınızın hızına göre dört ile beş saatlik bir zaman dilimi içerisinde ulaşabileceğiniz Gökgöl Mağarası Zonguldak’ın merkez ve çevresinde yer alan çok sayıdaki damlataş mağarasından turizme açılan ilk ve tek mağara olma özelliğiyle ayrılıyor. Ama Gökgöl Mağarası’nın önemli bir özelliği daha var ki o da turizme açık mağaralar içerisinde Türkiye’nin gezi alanı en büyük mağarası olması. Mağarayı ziyaret edenlerin içeride ilerledikleri mesafe tam 875 metre.

Aktif bir damlataş mağarası olan Gökgöl Mağarası’nın oluşma dönemi üçüncü jeolojik döneme rastlıyor. Milyon yıl öncesinden oluşarak günümüze gelmiş ve oldukça yaşlı olmasına rağmen hala aktif olma özelliğine sahip olan mağarada damlalar sürekli akıyor ve aktığı yol boyunca da yeni oluşumlar meydana getirmeye devam ediyor. Tabii ki bunda yağmur döneminin ve kış mevsiminin payı büyük. Dolayısıyla kış aylarında oluşum daha hızlı gerçekleşiyor. Çünkü kar ve yağmura bağlı olarak dışarıdan sızan su miktarında da artış oluyor. Mağara içinde debisi geniş bir akarsu ve yeraltı suyu var. Bu sular için yine de saf yeraltı suyu denemez. Bunlar yağmur sularının birikmesi ve bunun yanısıra yerüstünden geçen suların yeraltına süzülmesiyle oluşuyor.

Mağara içerisinde akan suların kendine çizdiği yol üzerinde sifon diye tabir edilen bir geçit var. Buradan kendine yeraltına doğru ilerleme şansı yaratan suyun kış aylarında bu geçidin tıkanmasıyla mağara çıkışına doğru ilerlemesi sözkonusu. Bu sebeple özellikle kış aylarında yağmurları takip eden zamanlarda 500 metreden öteye ziyaretçi alınamıyor.

600 metredeki galerinin adı HARİKALAR SALONU. Son galeri de MUHTEŞEM SALON olarak geçiyor. Görüntüsü ve oluşum yoğunluğu buranın daha çok dikkat çekmesini sağlıyor.

Gökgöl’de yapılan araştırmalar çeşitli mağaracılık kulüpleri ve MTA tarafından gerçekleştirilmiş ve yine ziyarete açılma kararı da MTA’ca verilmiş. Açılması sırasında hava, yer ve zemin tespiti MTA’ya bağlı profesyonel bir çalışma grubu tarafından yürütülmüş.

Halen MTA tarafından havanın temizliği, içerisinde farklı gazların oluşup oluşmadığını öğrenmek amacıyla düzenli olarak kontrol ediliyor.

Gökgöl Mağarası - fotoğraf anonim
Rehberimizin verdiği bilgiye göre son büyük depremler mağarada hasar ya da değişim gerçekleştirecek şekilde hissedilmemiş. İçeride diğer mağaralarda rastlanamayacak uzunlukta yükseltiler var ki bunların oluşma süreci 3-5 yıl ya da bir asır değil. Yalnızca 1 cm.lik sarkıt 200- 300 yılda gerçekleşiyor. Bir de suyun içerdiği magnezyum, demir, kalsiyum, karbonat dediğimiz mineraller de yoğunluğu orantısında etkili oluyor bu oluşumda. Küçük sarkıtları elle kırmanın mümkün olduğunu ama büyük olanların kolay kolay kırılmadığını, buna dayanarak içerdeki depremlerin 400 yıllık olabileceğini söylüyor görevli ekip bize.

Gökgöl Mağarasında yapılan araştırmalarda tarih içerisinde insanoğlunun bu mağaraya ayak bastığına dair bulgulara rastlanmamış. Yaklaşık 42 yıldır İl Turizm Müdürlüğü’nün resmi kayıtlarında var Gökgöl Mağarası. Buna rağmen civarda oturan halk çok daha uzun yıllardır (80-90 yıldır) mağaradan haberdar. Ancak şartlar elvermediğinden fazla ilerleyememişler mağara içerisinde. Çünkü içerideki su, mağara turizme açılmadan önce halen bilinen tek girişten dışarı akıyormuş. Mağarayı gezerken dere yatağının taşıdığı çakılların bir duvar örer gibi insan boyuna kadar yükselmiş olduğunun izlerini görüyoruz. Bu da bu bölümün uzun süre su ile dolu olduğunu kanıtlıyor. Özellikle kış aylarında oldukça fazla su barındırıyor mağara. Şimdi ise bu suyun çıkışa kadar gelme ihtimali yok. Bunun sebebi, akarsuyun değişmesi ve kanal sisteminin yapılmış olması. Diğer yandan mağaranın yapay olarak sonradan oluşturulan ve orijinal ağızdan biraz daha yukarıda olan ziyaretçi girişi de yüksekliğinden dolayı suya imkan vermiyor. İçeride yarasa dışında bir canlı yaşamıyor. Ancak doğal ortamları bozulduğu için eskisi kadar çok sayıda değiller.

Genelde mağaralarda görmeye alışık olduğumuz yeraltına doğru uzanan yollara burada rastlamıyoruz. Aksine, 700 metreye kadar kıvrımlarla düz olarak ilerlenen mağarada daha sonra son galeriye ulaşmak için yaklaşık 175 metre merdiven çıkmak gerekiyor. Gökgöl Mağarası’nın ölçülebilen uzunluğu yan kollarıyla birlikte 3350 metre. Boyuna üç kilometre gittiği biliniyor. Mağara içerisinde ilerlerken gördüğümüz güzelliklerin büyüsüne öylesine kaptırıyoruz ki kendimizi, henüz çalışmaları yürüten ekiplerin bile gidemediği bu kollar boyunca kimbilir, doğanın ne harikalarıyla karşılaşacak insanoğlu diye merak ediyoruz arkadaşlarımızla. Gökgöl Mağarası gerçekten de doğanın yıllardır kendine sakladığı bir yeraltı cenneti gibi karşılıyor bizleri. Hele ilerlediğimiz yol üzerinde öyle noktalar var ki sadece durup kendi etrafınızda dönüp öylece bakmak, dakikalarca kalmak istiyorsunuz. Loş ışıklarla aydınlatılmış, altından su akan köprülerden geçiyor, daha yukarılarda tıpkı bir arkeoloji müzesinin bahçesinde dizilmiş eserler gibi yanyana sıralanmış oluşumların yeraldığı galerilere ulaşmak için merdivenlere tırmanıyorsunuz. Kimi zaman başınızı kaldırıp, tarihte kırılmış olan fay hattının altında ilerlediğinizi farkedip irkiliyor, kimi zaman başınızı aşağıya çeviriyor, her biri birdiğerini kıskandıracak renk ve şekle sahip damlataş örneklerini yukarıdan seyrediyorsunuz.

Gökgöl Mağarası - fotoğraf anonim
Gökgöl’de benzeri mağaralarda rastlanamayacak uzunlukta yükseltiler var. Bunlar arasında boyu 30-35 metreyi bulanlar var. Kapalı yer korkusu olan insanların bile rahatlıkla gezebilecekleri bir yer Gökgöl Mağarası. Öyle ki en alçak bölüm bile 1,70 m. civarında. Bu yükseltileri sağlayan iki sebep var. Biri mağara içerisinde bulunan ve killi kalker içeren bölümleri aşındıran akarsu, diğeri de deprem. İçerideki fay kırıklarını görmezlikten gelmek mümkün değil. Doğanın insanı ürperten bu mucizesini mağara içerisinde başımızı kaldırıp tavanda izlemek içimizi ürpertiyor.

Ziyarete açıldığı bir yıllık süre boyunca çeşitli turlar ve acentalar kanalıyla İstanbul, Ankara, Mersin, Adana, Bursa ve Almanya’dan gruplar gezmiş mağarayı. Turistik amaçlı ziyaretlerin yanısıra konuyla ilgili olarak üniversitelerden de gelenler olmuş. 1970’lerde İsviçre, Almanya ve birkaç ülkeden bu işle profesyonelce uğraşan insanlar gelip araştırmalarını yapıp gitmişler. Hatta İsviçre’de bir itfaiye ekibinin çantasında Gökgöl yazdığını biliyoruz diyor rehberimiz.

Geçmiş yıllarda; çeşitli dergi ve televizyon kanallarında tanıtılmış mağara. Yine de bize göre Türkiye’nin en büyük gezilebilen alana sahip mağarası olarak Gökgöl’ün daha çok tanıtıma, daha ciddi bir tanıtıma ihtiyacı var. Bunu gerçekten hak ediyor çünkü.

Damlataş mağaralarının önemli özelliklerinden biri astıma iyi gelmesi. Bunun sebebi havanın çok temiz olması ve minerallerin çözümü sırasında ortaya çıkan hava akımı. Mağarayı 34 derece sıcaklığın olduğu bir Temmuz gününde geziyor olmamıza rağmen içeride adeta donuyoruz. Çünkü mağara içindeki hava sadece 13 derece o gün. İçerideki gezimiz süresince rehberimiz bir yandan da ziyaretçileri kontrol etmek zorunda kalıyor. Yürüme alanı dışına çıkanları, oluşumlara dokunanları ikaz ediyor. Onun tıpkı çocuğunu koruyan bir anne yaklaşımındaki bu heyecanı bizi rahatlatıyor. Keşke gönlünü işine vermiş daha çok insan olsa Gökgöl’de, keşke daha çok kişiyle buluşsa bu mağara, keşke bu güzellikleri daha çok insan hissetse paylaşsa...

Gökgöl Mağarası haftanın her günü 09.00-18.00 saatleri arasında ziyarete açık tutuluyor. Giriş ücretleri de oldukça uygun. Mağara önündeki alanda bir büfe ve çay içilen alan, otopark mevcut. Mağarayı gezmenin yanısıra bu güzel yeşilliklerin arasında çay içmek için bile gelenler oluyor. Yolunuz düşerse ya da bir Karadeniz turu planlarınızda ise Gökgöl Mağarası’nı da mutlaka ama mutlaka bu plan dahilinde güzergahınıza ekleyin.

Hiç yorum yok:

Arşiv