İnternetten çanta ve fular alışverişi için yepyeni bir adres

Çanta ve fular alışverişinde interneti tercih edenler için birbirinden kaliteli ve son derece zevkli ürünlerin satışının yapıldığı yeni bir instagram sayfası var artık. İnstagram üzerinden @populer_çanta_fular isimli sayfayı ziyaret ederek sezonun en yeni çanta modellerini görebilir, sipariş vererek kısa sürede sahip olabilirsiniz.
Saf ipek dokuma şal ve fularlara da gözatmayı ihmal etmeyin. işte sayfanın linki:
 
 
 
 
 
 
 















İSTANBUL KIRMIZISI




Yönetmenin kendine, oyuncuların yönetmene olan aşırı güveni filme olumsuz yansımış. 

Oyunculuk iyi, görüntüler beklentiyi karşılamıyor. Filmin genelinde kamera oyunculara odaklı ve İstanbul flu bir silüet sadece. Plato boğaz ve galata. 

Filmin ikinci yarısında izleyeni aptallaştıran bir atlama var. Sanki filmin bir bölümü yanmış, kaybolmuş ya da uyuyakaldınız da bir bölümü kaçırdınız gibi oluyor. Çok büyük bir hata. 

Favori oyuncum anne karakterine hayat veren Çiğdem Selışık Onat.
Giriş, gelişme ve sonuç birbirinden tamamen farklı. Üç hatta dört filmden amatörce kolaj yapılmış gibi. 

İzleyici skoru hedefine ve kaygısına yönelik ticari unsurlar çok fazla. Bayrak görünen tek bir sahne yokken bolca türbanlı figürasyon kullanması düşündürücü. 

Dialoglar aşırı tiyatral ve doğallıktan uzak. Bu konuda bayrak Serra Yılmaz'da. İngiliz edebiyatından uyarlama tonlamalar hakim. 

Baş karakterlerin gay oluşunun senaryoya hiç bir katkısı yok. Mehmet günsür'ün rolünü fahriye evcen bile oynasa senaryoda hiçbir değişiklik olmazdı. 

Sonuna kadar acaba ne olacak diye beklerseniz, bonus olarak bir anlığına Halit ergenç'in poposunu görme ihtimaliniz bile var. Ama beklediğiniz bir son yok. 

Yönetmenin kendine, oyuncuların yönetmene olan aşırı güveni filme olumsuz yansımış. 
Favori oyuncum bazen sadece bakışlarıyla da oynayabilen, anne karakterine hayat veren Çiğdem Selışık Onat.


Modern Kölelik Üzerine

Bu sabah saat 06,10 ve hava karanlık. iş için yola çıktığım saat. sitenin yanındaki otobüs durağında, karanlığın ortasında ve karlar arasında bir kadın. işe gitmek üzere ayazda araç bekliyor. Alacağı maaş belki 2 bilemedin 3.000 TL. civarda ev kiraları en az 1.500 TL. o evde oturmasak ve o işe de gitmesek... bu çarkın tekerleğini bir yerlerde kırıversek. Yeniden mutlu insanlar olsak; Ocakta kaynayan çayın kokusuna uyanıp, güneşe günaydın diyen.

Heykel mi Dekoratif obje mi?

Sanat ve sanatçı kavramlarının yerli yersiz bir şekilde kişiler ve üretiler için ayırt edici bir unsur olmadan kullanıldığı bir ülkede yaşadığımızın hepimiz farkındayız biliyorum. Gel gör ki içimizden birinin de bugüne dek kendini ortaya atıp, bunlardan birinin karşısına geçtiğini ve kardeşim sen sanatçı değilsin, bu ürettiğin şey de sanat değil dediğine şahit olmuşluğumuz da yoktur. Hal böyle olup da her verileni kabullenip izlemeye devam ettiğimizden mütevellit, her gün traş olup kestiğimiz ama ertesi gün yine ve yeniden derimizden ot misali bitiveren kıllar gibi hergün bir sanat eseri, bir başka sanat değeri olduğu ileri sürülen kişilikler hayatımıza giriveriyorlar.

Pazarlamanın önemli bir elemanı olarak değerlendirebileceğimiz, çok çeşitliliğe sahip türlü mecralar kanalıyla içimize işleyen bu üretimlerin onda dokuzunun gerçek sanatla uzaktan-yakından bir alakası olmamasına rağmen; “bu sanattır” diye karşımıza çıkarılmasına karşıyım asıl olarak. Kargaya yavrusu şahin görünür kabul. Ancak her sanat yaptım diyeni ve sanatçıyım diyeni de tanıtım bedelini alıp cebine attıktan sonra sana bana yutturmaya çalışması birilerinin, kabul edilir bir durum değil.

Sanat nedir, sanatçı nedir merak eden açsın kitabı, ya da internette herhangi bir arama motoruna yazsın, okusun, öğrensin. İlla bu söylediğimin üzerine sanat nedir öğrenme ihtiyacı duyuyor ve verdiğim fikri değerlendiriyorsan lütfen yazının devamını okuma.

Bu fikirlerimi paylaşırken aklımda özellikle televizyon kanallarında karşımıza çıkan medya maymunlarından birinin sanatçı olup olmadığı konusu yoktu. Magazin programlarından aktarılan sanata değil takıntım. O konuyu geçtim. O apayrı bir dünya. Dumanlı kafaların ürünü. Bahsetmeye çalıştığım, sergi salonlarını, ama öyle böyle değil, örneğin İstanbul’un büyük ve önemli sergi salonlarını işgal eden, benim ev dekorasyonunda salondaki aynanın üzerine koymak için kullanılabilecek bir aksesuar olarak gördüğüm ancak sanatçısının (!) -"yılların özsel birikimini bu eserlere aktardım. Bu benim ilk ve en önemli heykel sergim" dediği çalışmaları örneğin. Ya da tuval üzerine serpiştirdiği renkler dışında içeriğinde bir anlam olmayan ilkokul düzeyindeki resimlerinin ruhsal çatışmalarının dışavurumunu yansıtan birer eser olduğu sözlerini sarfeden ressam (!). Ha bir de; bir herkül, bir venüs, bir tanrıça heykeli yapamamış olmanın verdiği eziklikle, hiçbir anlam ifade etmeyen, gerçek ve hayal dünyamızda bile bir şey ifade edemeyecek çirkinlikte, görsel kirlilik ve karmaşanın ötesine geçememiş çalışmalarına “bununla sonsuzluğu, ölümsüzlüğü anlatmaya çalıştım” gibi şiirsel tanımlamalar yakıştırırken yüzleri kızarmayanlar var. İnanın bunların yaptığı o karmaşık ölümsüzlük eserlerini (!) küçükken hastalandığımızda babannemin eve çağırdığı ve iki okuyup bir üfledikten sonra başımızdan aşağı kurşun döken ayşe teyze bile sollayıp geçer. Kurşun döken Ayşe teyzenin elindeki kepçeden içinde süpürge sapı ve ekmek tanelerinin olduğu soğuk su dolu kaba döktüğü sıcak kurşunun suyla buluştuğu an mısır tanesi gibi patlayarak aldığı garip şekilleri bile çok daha merakla ve hayretle izler, o şekillere anlam yüklemeye gayret ederdim de yine de bir şeye benzetemezdim. Ama Ayşe teyze inatla o dağınık yığının içinde bir farklı noktaları parmağıyla işaret ederek; “bak bu yürek. Yüreği kabarmış bu çocuğun, sebebi bu kenarda duran göz. Nazara getirmiş çocuğu” gibisinden teşhislerde bulunurdu. Tıpkı yaptığı abuk sabuk, karman çorban nesneye –belki yuttururum- yüzsüzlüğüyle ölümsüzlük, sonsuzluk, ruhsal yapım, dışavururum gibi anlamlar yüklemeye çalışan üretici gibi. Üretici diyorum. Sanatçı diyemiyorum. Bir avm’nin dekoru olarak kullanılacak belki, ya da bir zenginin evinin Fransızca "giriş" anlamı taşıyan antresinde konukları şaşırtmaya ve karşılamaya yönelik bir obje bu üretilerin pek çoğu. Yani kişiye özel dekoratif tasarımlar. Oysa sanat herkes içindir. Herkesin içinde farklı bir anlam bulabileceği, herkesin izleyebileceği, paylaşabileceği, zamansız bir eserdir.


Fotoğraf temsili olup, bir belediyenin uluslararası
taş heykel çalıştayının ürünlerindendir. 
Pahalı ya da popüler bir ürünün çok kısa zamanda pazara düşen taklitlerini bilirsiniz. Yani bazı ürünleri gördüğünüzde ya da satın alırken orijinal olup olmadığı şüphesi aklınızı kurcalar. Bu bir çanta da olabilir, bir kol saati ya da bir makyaj malzemesi de. Aslı ve taklidine ilişkin kafanızın içinde bir yargı vardır. Yani kısaca, bir kıyafet, takı ya da benzeri ürünü alırken dahi sorgularsınız değil mi? Peki sanat sözkonusu olduğunda neden hiçbirimizin aklına sorgulamak gelmiyor. Neden konu sanat olunca şüphe duymuyor ve hemen kabulleniyoruz? Neden her önüne gelenin kendini sanatçı olarak tanıtma ve kabul ettirme çabası karşısında nötr kalıyoruz? Benim kabullenemediğim; hedefte olan kitlenin bir bireyi olarak bana sorulmadan ve ben sorgulamadan; “Al! Bu sanat, bu da sanatçı” diye sunulması. Sanat benim için, senin için, hepimiz için. Bırakın da sanat mı değil mi biz karar verelim. 

Fotoğraf Sayfama Buyrun; "Atakan Atasoy Photography"


Fotoğraf tutkunlarını facebook üzerinden sayfamı izlemeye ve beğenmeye davet ediyorum. 
Sayfama ulaşmak için fotoğrafı tıklamanız yeterli.


Şehirdeki Yaban Hayat

Gezgin olmak, gezmek demek illa dağ, bayır, orman, tepe, bilinmeyen gizli bahçelerden paylaşım demek değil elbet. Şehrin içinde de insan bazen yabanıl hayat ile karşılaşabiliyor. Keşif sayılır mı? Belki değil. Ama şehrin göbeğinde bir ayı ile karşılaşmak ilginç kılabiliyor o anı bazen.

İstanbul Ataşehir'de bir benzincideyim işte tam o anda.

Yaban (!) son model, oldukça pahalı bir araçla geliyor benzinliğe. Gecenin sessizliğini bozan ani bir fren sesi ve ardından açılan kapıdan dışarıya dökülen bol çıstaklı müzik sesiyle ortama giriyor yaban.

"Şu arabanın götüne başına bir bakın, yola çıkacağım" diyerek anahtarı görevliye bıraktıktan sonra, benim gibi o da içeriye market bölümüne geçiyor. Oraların sahibiymişcesine yüksek sesle yaptığı alışverişinin ortasında içeriye reklamlardaki diş doktorlarını andıran tipi ve tarzıyla bir başka müşteri giriyor ve kibar, olabildiğince alçak bir sesle bu kişiye yönelerek;

-"arkadaşım o aracın (burada marka veriyor) sahibi siz misiniz?
-"benim, nolmuş?"
-"arkadaşım nasıl geçtin öyle yanımdan?"
-"niye ki?"
-"niyesi var mı? biraz daha dikkatli olsan?"
-"Allah Allah, dikkatli ol diyosan alkollü çıkmıycan trafiğe"
-"nasıl yani? ben mi alkollüyüm?"
-"tabii.., ben değil heralde. napcan yani?"
-"arkadaşım yanımda eşim de var, tırstık valla"
-"tırstınsa sokağa çıkmıcan. oturcan evinde." etrafa bakarak; "Allah Allah yaa, hep de beni buluyo böyle manyaklar!"

ve bir sonuç alamayacağını, diyalog kuramayacağını anlayan mağdur kişi, kasaya yönelip alışverişini tamamlayarak çıkıyor dışarıya. muhtemelen tüm gecesi mahvolmuş, tansiyonu yükselmiş bir şekilde saatlerce daha maruz kaldığı bu durumu düşünerek, söylenerek, daha da sinirlenerek.

Gezginseniz, uzaklar kadar yakınlarda da gözünüz, kulağınız olmalı, Olduruyor da zaten şehrin yaşantısı.



İZNİK ASKANİA


ASKANİA ET - BALIK - BUNGALOV

Yalova'dan hareketle Bursa yönüne 20 km. ilerledikten sonra ulaşacağınız Orhangazi'ye geldiğinizde sol tarafınızda göreceğiniz İznik tabelasına yönelerek yaklaşık 16 km. ilerledikten sonra sağınızda, İznik Gölü kıyısında Askania'yı kolayca görebilirsiniz.

Askania İznik Gölü çevresinde özellikle Orhangazi ilçesine yakınlığı ve kendi alanında tek olma özelliği taşıyan bir yer. Günübirlik gidilebileceği gibi; çadır, bungalov ve karavan turizmine yönelik imkanlarıyla haftasonlarınızı değerlendirebileceğiniz bir yer. İstanbul, Bursa ve İznik'e yakınlığı nedeniyle de tercih edilebilir. Çünkü konaklamalı tercihlerinizde özellikle İznik ve çevresinde gezilip, keşfedilecek çok sayıda yer mevcut. Bu konuda bloğumda yeralan İznik ve Bursa çevresinde gezdiğim yerleri anlattığım yazılarıma müracaat edebilirsiniz.


Yakın bir tarihe kadar göl kenarında soluklanabilecek ve manzarayı izleyeceğiniz salaş dinlenme yerlerinden başka bir seçeneğiniz yokken, yakın bir zamanda faaliyete geçen işletme bu konuda önemli bir açığı gidermiş oldu. 

Bir bayram tatiline denk gelmesi ve bu nedenle günübirlik ziyaretçi sayısının çok olmasından kaynaklanan ve doğayla başbaşa kalma arzumuzu tam anlamıyla yaşayamadığımız askania ziyaretimizden yine de mutlu ayrılmış, keyif almış olmamız yeterli oldu. 

Her yeni işletme gibi, artılarının yanında iyiniyetle düşünülen ancak yetersiz ya da eğreti duran şeyler gözümüze çarpsa da çalışanların gayreti bunların zamanla düzeleceğine dair sinyaller veriyordu. 


Askania mekan olarak güzel bir yer. Konum olarak göle sıfır oluşu ayrı bir tat. Özellikle göl üzerinde konumlanan yeme içme ve manzarayı seyretme bölümleri çok güzel. Girişte aracınızı parkettikten sonra hemen karşınızda yer alan su üzerindeki bölüme geçtiğinizde masalara yönelmeden dikkatinizi 

altınızdaki suda asılı gibi duran balıkların oluşturduğu sürü çekiyor. Balıklarla birlikte gölün değişmezleri su yılanları, balık avına çıkmış balıkçıllar ve ördekleri izlemekten bakışlarınızı uzayıp giden göl manzarasına çeviremiyorsunuz. Ahşap malzeme kullanılan bu bölüm genellikle kalabalık gruplar için hazırlanmış olsa gerek ki; tüm masalar en az 10 kişilik şekilde planlanmış. Keşke 2 kişi başbaşa oturup yemeğinizi yiyebileceğiniz, göle karşı çayınızı yudumlarken sohbet edebileceğiniz daha küçük masalar da koysalarmış.  
Servis konusunda hizmet veren çok sayıda eleman var ve hatta iletişimi telsiz kullanarak hızlandırıyorlar olsa da masama ve oturduğum yere dökülen çayı 3 kez hatırlatmama rağmen temizletme şansım olmadı. Bayram kalabalığının bunda etkisi vardır belki de. 

Konaklama konusunda çadır, karavan ve bungalov alternatifleri sunan mekanda yatılı konuklar için ayrılan özel bir iskele de mevcut. 

Mekanda özellikle olmamış diyebileceğim iki şeyle karşılaştım. Birincisi konaklamalı ziyaretçilerle -özellikle bungalovlar- günübirlik ziyaretçilere ayrı bölümler açılmamış olması, diğeri de çocukların ve hayvanseverlerin ilgisini çekmek için düzenlenen hayvanat bahçesi bölümünün hayvanların sağlıklı şekilde barınmasına kesinlikle uygun olmamasıydı. Göl kenarında bir bungalovda konaklarken, göl ile aranıza günübirlik kebap keyfi yapmaya gelen insanların doluştuğu, garsonların birinin gelip birinin gittiği masaların yerleştirilmesi hiç ama hiç olmamış. Kuşların barındırıldığı bölümlerde güvercinlerin uçmak bir yana kanatlarını iki yana açabilecekleri bir genişlik dahi yok. Bunun yanısıra hayvanların yiyecek içecek kaplarının sürekli temiz tutulması gerektiğine de dikkat çekmek gerekir. Rahatça gezmesi gereken Altın renkli sülün, yavru iki kedi, kuyruk tüyleri dökülmüş tavus kuşu, marulla beslenen deve,
tek başına oradan oraya koşturan beyaz keçi bizleri mutlu etmek yerine daha çok üzdü. Çift olması hayvanın sağlığı için gerekli iken türünün son örneği gibi tek tek barındırılmaları, husky cinsi güzel bir köpeğin zincire bağlı olarak kulübesiyle birlikte masa tenisi oynayanların yanına konuşlandırılması hoş kareler değildi. Ziyaretçilere ayrı bir tat vermesi gereken bu bölümde öncelik hayvanların huzuru ve sağlığı olmalı.  

Yeni gezilerde görüşmek dileğiyle. - Atakan Atasoy (gecelerin delisi) - 2016

Dip not: 
* Manzara muhteşem
* Araba tekerleğinden musluk lavaboları olmamış.
* Bungalovlar ziyaretçi kalabağının gölgesinde kalıp gürültüye esir olmuş.
* Mekanın su üzerinde bulunan yeme içme bölümleri görsel anlamda harika. 
* Yeme - içme seçenekleri güzel.
* Hayvanat bahçesi olmamış.
* Zamanla daha güzele doğru yolalma yönünde umut vaadediyor.
* Gidilir mi? Gidilir.











KUMLA - KAÇMAK İSTEYENLERİN ROTASI

Yalova merkezden Bursa yönüne yaklaşık 40 dakikalık bir yolculuktan sonra ulaşabileceğiniz Gemlik girişinde sağ tarafa ayrılan Armutlu tabelasından girdiğinizde ve hiç bir yöne sapmadan devam ettiğinizde Kumla'ya ulaşabilirsiniz. Gemlik-Kumla arası mesafe çok fazla değil. En fazla yarım saatinizi alacak bir yolculuk yapacaksınız. 

Kumla'ya vardığınızda sizi muhteşem bir şehir ya da tatil kasabası havasında bir yerleşim merkezi karşılamıyor. Bu anlamda beklentinizi düşük tutmanızda yarar var. Ancak konaklamak, ev ya da pansiyon kiralayarak uzun bir tatil geçirmekten yana olanlardansanız çılgın tatil yörelerinin bazen insanı boğan kalabalığı ve gürültüsünden uzakta, hem dinlendiren hem eğlendiren bir tatil geçirebilirsiniz. 

Kumla; bar sokakları, dar alışveriş caddeleri, mekanlardan taşan yüksek müzik sesleri beklentisi olanlar için ideal bir yer değil. Ancak bu, Kumla'ya gidip uzun kumsalında günbatımını izlemek, dostlarınızla sohbet ederek denizi izlemek, arkadaşlarınızla sahilde çayınızı ya da daha soğuk birşeyler :) yudumlamak için tam da aranılan adres olma özelliğini kazandırıyor Kumla'ya.


Güneşin, sularına altın tozu serpiştirdiği akşamlarıyla, kumla sahili sizi romantizme davet ediyor.  Klasik haftalık tatilciler için zaman fazla gelebilir. Ancak; gürültüden, şehirden, koşturmacadan yana 'kaçmak' isteyenler için 1 ay bile az bir süre Kumla'ya doymak için. Yazan, çizen, sanatçı bir ruhunuz varsa mutlaka gidin. Gözünüzün alabildiğince uzayıp giden Kumsalında ister güneşin doğuşunu, ister batışını izleyin. Kumlara adınızı yazın. Kumsalda ters duran bir sandala sırtınızı yaslayıp, yüzünüzü denize dönüp şiir okuyun, şarkı söyleyin. Kumla'da aşık olun. Aşıksanız; avuçlarınız birbirine kenetlenmiş halde koşun suyun kenarında. Köpeğinizle yürüyüşe çıkın. Günbatımını çay bahçelerinde izleyin. Sahildeki palmiye ağaçlarının altına sandalyenizi getirip oturun dostlarınızla. Buz gibi dondurmanın keyfini çıkartın. 

Kumla, turizme direnen ama turistsiz de yapamayan Yunan kasabalarını hatırlattı bir parça bana. Çünkü insanlar hep içiçe, hep sıcak. Akşamın gelişiyle rıhtımda hep birlikte balık tutan insanların yanına vardığınızda bunu daha iyi hissedebiliyorsunuz. Kimse kimseye yabancı gözüyle bakmıyor gördüğüm kadarıyla. Kumla'ya gelen hoş gelmiş misali. 

Kumla'nın tarihi nedir, kaç tane otel, kaç tane pansiyon vardır, nerede ne yenir konularına özellikle girmeyeceğim. Çünkü bu muhteşem sahil karşınızda iken ve ayaklarınız o sahilin kumlarına değmiş, gözleriniz ufukta batan güneşin sulara serpiştirdiği altın tozundan nasibini almış sandallara dalıp gitmişken nerede yattığınız, akşam yemeğinde ne yediğinizin pek bir önemi kalmayacaktır. Bunu bütün samimiyetimle söyleyebilirim. İlle de tavsiye istiyorsanız, sahilde dondurma yiyin, midye dolması yiyin, sahil boyunca uzanan, araç trafiğine kapalı ana caddesi üzerindeki balıkçı lokantalarına uğrayın derim.

Bizler günübirlik ve hazırlıksız uğradık. Görmeden dönmeyelim dedik ve yanımızda aşağıda gördüğünüz fotoğrafları getirdik. Sonraki Bursa merkezli gezilerimizde yeniden uğramayı da notlarımıza ekledik.

Yeni gezilerde görüşmek dileğiyle. - Atakan Atasoy (gecelerin delisi)